Haber

Devlet Bahçeli: “Türkiye Cumhuriyeti, barış ve çözüm ortamının yeşermesi, garanti mekanizmasının kurulması için her türlü müdahale ve mücadeleye kararlıdır.”

MHP Lideri Devlet Bahçeli TBMM’de; “ABD ve İsrail işbirliğiyle hazırlanan planlar Gazze’nin emilmesine hizmet ediyor. Gazzelilerin Sina Yarımadası’na, Batı Şeria’da yaşayanların ise Ürdün’e sürülmesi için hazırlıklar yapılıyor. Amaç bugün Filistin’in tamamını kuşatmak. yarın bölge ve son olarak Türkiye. Zulüm Çatışma karşısında tarafsızlık namussuzluktur. Çok şükür namussuz değiliz, adaletin, temizin, insan onurunun yanındayız, birlikte olduğumuz kardeşlerimizin yanındayız. Tarih ve inanç bağları, 24 saat geçti… Türkiye Cumhuriyeti, insanlık adına barış ve analiz ortamını oluşturmak, barış ve analiz iklimini geliştirmek, garantör mekanizmasını kurmak için elinden geleni yapıyor. “Müdahaleye ve mücadeleye hazır ve kararlı olmalıyız. Bizim için geri adım yok” dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bugün TBMM grup toplantısında konuştu. Gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bahçeli, kısaca şunları söyledi:

“TÜRKİYE İLE OSMANLI ARASINDA FIRSAT KURMAK İÇİN FIRSAT ARAYANLAR LÜTFEN ONLARIN İÇİMİZDEKİ GİRİŞİMLERİN SAKİNLERİ OLDUĞUNU UNUTMAYIN”

“Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti’nin ötesi, ötekisi, reddi, karşı cephesi, antitezi değil, aynı kaynaktan beslenen, birbirini tamamlayan iki Türk devletidir. Bilin ki, anlamadan tarihsel kucaklaşmadır. bu gerçek bir rüyadır. Fes takıp kaderini savunanlar, kep giyip milli mücadele için mücadele edenler.” Bunu yapanlar elbette aynı. Kutuplaşmayı tarihimize yaymak isteyenler ve hedefleyenler, Türk milletine yapılabilecek en büyük kötülüğü gören hırslı ve ikiyüzlü gruptur. Türkiye Cumhuriyeti ile Osmanlı Devleti’nin arasını bozmak, duvarlar örmek, bariyerler dikmek için fırsat kollayanlar, aramızda yuvalandıklarını unutmasınlar. Onlar kafir kalıntılarıdır.

Bu hafta sonu hiç şüphesiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılını millet olarak hep birlikte, coşkuyla, haklı bir gururla, bir asırlık bilgi ve anılarla kutlayacağız. Cumhuriyet, milletin egemen olarak kendi kaderine ve istikbaline sahip çıkması demektir. Aziz Atatürk’e göre cumhuriyet rejimi, demokratik sistemli bir devlet biçimi anlamına gelir. Cumhuriyetin en önemli özelliği doğrudan milli egemenliğe dayanması ve demokrasiyi bir sistem olarak benimsemesidir. Elbette her demokratik rejim cumhuriyet değildir. Ancak demokrasinin gelişmiş hali ve kalıcı kimliğini cumhuriyet sağlar. Ulusal bağımsızlığı beka meselesi olarak gören Atatürk’e göre demokrasi ilkesinin en çağdaş ve mantıki uygulamasını sağlayan yönetim şekli cumhuriyettir.

“29 EKİM 1923’TE REJİMİN ADI VERİLMİŞ VE KONU BİR DAHA AÇILMAMAK ÜZERE KAPATILMIŞTIR”

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile rejimin değiştiğini savunan ve söyleyenler, eğer cehaletlerinin kurbanı değillerse, kesinlikle saf yalancılar korosu ve iftiracılar koalisyonudur. Hükümet sistemi farklı, rejim obur. 29 Ekim 1923’te rejime isim verildi ve konu bir daha açılmamak üzere kapatıldı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile idari hayatımızdaki boşluk doldurulmuş, Cumhurbaşkanının müdahalesi sonucunda önce zarar tespiti yapılmış, ardından kalıcı bir reform yapılmış ve Türkiye Cumhuriyeti demokratik pistten çıkmıştır. üçüncü aşamasıyla ortaya çıktı. Yüz yıl ileriye atılan kutlu adımın desteği Cumhuriyettir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin inşası ve dirilişi, özgürlüğü ve bağımsızlığı seven halkların eseridir. Cumhuriyet’ten geri dönüş olmadığı gibi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden de geri dönüş ve sapma olmayacağını hatırlatmak isterim.

Cumhuriyet halkın hükümetidir ve aynı zamanda demokrasinin radikal bir tezahürüdür. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, bu gerçeği anlayarak, Cumhuriyetin emanetlerini çok güçlü bir şekilde güncellemiş, geleceğini Türk ve Türk asrına taşıyacak stratejik ve siyasi fırsatları sunmuştur. Eğer Atatürk bugün yaşasaydı, devletimizin yaşadığı zorluklar dikkate alındığında, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin yılmaz ve yıkılmaz savunucusu olurdu. Cumhuriyeti ilan eden kurucu kahramanlar, her koşulda milletin egemenliğine ve iradesine daima sadık kalmışlardır. Çete üyesi değillerdi. Kanunsuz değillerdi. Plansız, programsız, stratejisiz değildiler. Cumhuriyet fikri birdenbire veya keyfi olarak ortaya çıkmadı.

“Aziz ATATÜRK VE ARKADAŞLARI AYAKTA OLMAMIŞSA EDAN YERİNE ÇAN SESLERİ DUYULACAKTI”

Türkiye Cumhuriyeti yüzüncü yılında çok daha güçlü, daha yetenekli ve daha gelişmiştir. Geçmişin sınırlarını aşarak bugünün ve geleceğin aydınlık günlerine mutlaka ulaşılacaktır. 1923 yılında nüfusumuz 13 milyondu. Bugün 85 milyon. 1923 yılında çalışma hayatındaki her 10 kişiden 9’u tarımda çalışıyordu. Bugün ise bu durum tersine döndü. 1923’te 31 bin 388 emekli vardı, bugün bu sayı 16 milyon. 1923 yılında cari fiyatlarla gayri safi yurt içi hasıla 964 milyon lira iken, bugün bu rakam 10 trilyon lirayı aştı. Kişi başına düşen gelirimiz 1923 yılında 45 dolardı, bugün 10 bin 659 dolar. 1923 yılında ihracat 50,8 milyon dolar iken bugün 255 milyar dolara ulaştı. 1923’te neredeyse hiç traktör yoktu, bugün 1,5 milyondan fazla var.

Varlık ve yok oluş muhasebesinde İstiklal Savaşı’nı kazanan, canını feda eden, kuru ekmek yiyen o dönemin aziz milleti ve milli mücadele kahramanları sayesinde bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşılmıştır. Dün olmasaydı bugün asla olmayacaktı. Samsun olmasaydı Ankara’da tutunamazdık. Eğer düşman kovulmasaydı biz vatanımızda yaşayamazdık. Aziz Atatürk ve arkadaşları ayağa kalkmasaydı ezan yerine çanlar duyulacak, bu coğrafyaya Ahmet, Mehmet, Hasan ve Ayşe isimleri yerine John, Hans ve Elizabeth isimleri zincirlenecekti. . Ne söylesek boşa gidiyor. Dileğimiz nice yüzyıllara tam bağımsızlığa ulaşmaktır.

“KÜDÜS GÜVENLİ DEĞİLSE, GAZZE GÜVENLİ DEĞİLSE AKIL VE BİLİNÇLİ HİÇ BİR İNSAN ANKARA’NIN GÜVENLİĞİNDEN SÖYLEYEMEZ”

Milli Mücadele kahramanlarının askeri, siyasi ve diplomatik çabalarının merkezinde Misak-ı Milli’nin değişmez hükümleri yer almaktadır. Türk milletinin savunma hattının son sınırı Misak-ı Milli ile çizilmiştir. Misak-ı Milli’nin dokunulmaz bir egemenlik beyanı olduğu ve zamanaşımına tabi olmadığı bilinmelidir. Vatanımızı korumak, devletimizi savunmak, milli varlığımızı savunmak Anadolu topraklarında sıkışıp kalmakla olmaz. Böyle giderse yavaş yavaş vatanımızı kaybedeceğiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, bu bilinç ve politikayla ülkemize yönelik tehditleri kaynağında ortadan kaldırmak için büyük çaba sarf ediyor ve elbette yalnız değil.

Kudüs güvenli değilse, Gazze güvenli değilse, Halep güvenli değilse, Kerkük güvenli değilse, soydaşlarımız ve din kardeşlerimiz güvende değilse, şunun altını çizmek isterim ki, aklı başında ve vicdanlı hiçbir insan konuşamaz. Ankara’nın güvenliği konusunda. Bugün Gazze’de yaşanan felaketler insan hatasıdır. Kadim devlet aklımız ve irademizle hareket etmezsek, siyasi ve diplomatik temaslarımızı askeri caydırıcılıkla desteklemezsek, Allah korusun Anadolu’da Gazze’deki trajedinin benzerini yaşamamız kaçınılmazdır. günü geldiğinde. Bu niyetin muhatapları zihinsel engelli işbirlikçiler değildir. Bu fikrin muhatabı, iç ihanet ve işgal cephesinde birleşen değersiz yozlaşmışlar değildir. 21 Ekim 2023 akşamı sosyal medyada yaptığım açıklamalar milletime, devletime, insan onuru ve gelecek nesillere duyduğum tartışılmaz sorumluluğun anlatımı ve tespitidir.

“DEVLETİM İSTEYİN, MİLLETİM DESTEK OLSUN, FÜZELERE KARŞI SAPAN TAŞI İLE İNSANLIĞA GİRME YOLUNDA ÇIKMAZSAM TANINIRIM”

Devletim talep etse, milletim beni desteklese ve kurallar bunu gerektirse de, Gazze’deki çocuklara destek olmak için yola çıkmasaydım, füzelere karşı sapan taşıyla insanlığın tavrını koymasaydım, kaybeden ben olurdum. Bu ülkenin çocuklarını ateşe atmak istedik. Gazze’yi atalarımızın mirası olarak göremeyiz. Gazze’de ne yapıyoruz? İsrail-Filistin çatışması da bizim konumuz değil. Bu açıklamayı yapanların hepsi vicdanları ve gönülleri yanmış, küle dönüşmüş bir avuç yağmacıdır. Gazze’deki toplu katliamı ve soykırıma varan İsrail şiddetini anlamak için Filistinli olmaya gerek yok, bazılarının iddia ettiği gibi Arap olmaya gerek yok, Müslüman olmaya bile gerek yok, sadece Müslüman olmaya gerek yok. insani ve insani değerleri savunmak yeterlidir.

Hastaneler bombalanıyor. Okullar, camiler ve kiliseler vuruluyor. Ey vicdansız dünya, çocuklar şehitlik sözü söyleyerek ölüyorlar. Ey sessiz insanlık, hayatta kalan Filistinli çocuklar ağlıyor, kefenlenmiş cansız bedenlerin arasında annelerini, babalarını arıyorlar. Mazlumların acısı yüreklerimizi yakıyor. ABD-İsrail işbirliğiyle hazırlanan planlar Gazze’yi absorbe etmeye hizmet ediyor. Gazzelilerin Sina Yarımadası’na, Batı Şeria’da yaşayanların ise Ürdün’e sınır dışı edilmesi için hazırlıklar yapılıyor. Amaç bugün Filistin’i, yarın tüm bölgeyi, son olarak da Türkiye’yi kuşatmaktır. Zulüm karşısında tarafsızlık onursuzluktur. Allah’a şükür biz namussuz değiliz, doğru olanın, temiz olanın, haklı olanın, insan onurunun yanındayız, tarih ve inanç bağımız olan kardeşimiz kimdir. 24 saat geçti. Türkiye Cumhuriyeti, insanlık adına her türlü müdahale ve çabayı göstermeye, barış ve analiz ortamını oluşturmaya, garantörlük sistemini kurmaya hazır ve kararlı olmalıdır. Bizim için geri adım yok. 24 saati Amerika saatiyle özdeşleştiren ve 24 saatin neresi olduğunu soran Amerikalı uşaklar, Biden dinlenme ofisine saat kaçta gitti?

“BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GENEL SEKRETERİ REFAH SINIR KAPISINA GİTMEKTEN BAŞKA BİR ŞEY YAPAMAZ”

Birleşmiş Milletler etkisizdir. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Refah Sınır Kapısı’na gitmekten başka bir şey yapamadı. İslam İşbirliği Teşkilatı’ndan umut yok. ‘Gazze için Kahire Barış Zirvesi’nden bir sonuç çıkmadı. İslam ülkeleri Gazze’nin bombalanmasını boş ve çaresiz izliyorlar. Dolayısıyla Gazze’yi koruma ve kollama görevi Türk milletine düşmektedir. Ya taraflar kalıcı bir barış ortamı yaratarak iki devletli çözüm için masaya otururlar ya da Türkiye Cumhuriyeti Gazze’nin yıkımına tüm olasılıkları dikkate alarak en hızlı ve en sert şekilde en üst düzeyde tepki verir. Bu bizim tavrımızdır, tavrımızdır, duruşumuzdur.

Gazze’ye gitmek gerekiyorsa kimse endişelenmesin; Şafak sökmeden, Mescid-i Aksa’nın manevi ihtişamında, Allah’ın lütfuyla aranan ve beklenen her yerde bulunmayı çok uygun buluyoruz. Çocuklar ölmesin, bebekler ölmesin, kadınlar ölmesin, zalimler kahrolsun, katiller kahrolsun; “Çatışma bölgesinde derhal ve ön koşulsuz olarak huzur, barış ve istikrar hakim olsun.”

salihli-ajans.com.trkahramankazanhaber.com.trhaberhocalar.com.trduraganhaber.com.tr

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler -
Başa dön tuşu